Kocamın Arkadaşı Dehliyor Kocam Kendi Derdine Derman Bulamıyor

Yaş Sınırı!
Sitedeki videoları izleyebilmeniz için +18 yaşından büyük olduğunuzu doğrulamalısınız.
*

Kocamın Arkadaşı Dehliyor Kocam Kendi Derdine Derman Bulamıyor; Murat ile Tolga, üniversite yıllarından beri sadece iş ortağı değil, aynı zamanda iki yakın dosttu. Evimizdeki akşam yemeklerinde Tolga sık sık misafirimiz olur, sohbetler uzar giderdi. Ben Tolga’yı hep Murat’ın neşeli, biraz patavatsız ama son derece güvenilir arkadaşı olarak görürdüm. Aklımın ucundan bile geçmeyecek bir yakınlaşmanın tohumları ise son projenin yoğun temposunda atıldı.

Murat, yurt dışındaki yatırımcılarla görüşmek için iki haftalığına Londra’ya gitmişti. Şirketin buradaki operasyonlarını ve sözleşme detaylarını yürütmek ise Tolga ile bana kalmıştı. Mimarlık büromuzun grafik işlerini ben üstlendiğim için Tolga ile saatlerce baş başa çalışmaya başladık.

İlk günlerde her şey son derece profesyonel ve sıradandı. Kahve molalarında espriler yapılıyor, Murat’ın unutkanlıkları gülüşme konusu oluyordu. Ancak gün geçtikçe çalışma saatleri gecenin geç vakitlerine sarkmaya başladı.

O akşam bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Bürodaki herkes çıkmış, devasa camlı ofiste sadece ikimiz kalmışık. Masanın üzerine serilmiş mimari çizimlerin ortasında, günün yorgunluğuyla yan yana oturuyorduk.

“Çok yoruldun,” dedi Tolga, gözlerimin içine bakarak. Sesi her zamanki neşeli tonundan uzaktı; derin, sakin ve hafif kısıktı. “Seni bu kadar çalıştırmak Murat’ın fikriydi, ona hesabını soracağım.”

Hafifçe güldüm. “Sorun değil, projeyi bitirmek üzereyiz nasıl olsa.”

Tolga elindeki kahve kupasını kenara bıraktı ve bana doğru biraz daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe bir anda sadece birkaç santime inmişti. Normalde birbirimize sık sık sarılan, “kanka” diyerek şakalaşan iki insandık ama o an havadaki elektrik tamamen değişmişti. Bakışları yüzümde gezindi.

“Biliyor musun,” dedi sesi fısıltıya dönüşürken, “Murat ne kadar şanslı bir adam olduğunun farkında değil galiba. Senin gibi hem güçlü hem de bu kadar anlayışlı birini yanında tutmak…”

Sözcükler boğazımda düğümlendi. Kalbimin ritmi hızlanmıştı. Tolga’nın eli yavaşça masadaki elime dokundu. Parfümünün kokusu ilk kez bu kadar net ve etkileyici geliyordu. O an ikimiz de ne yaptığımızın, çizginin neresinde durduğumuzun farkındaydık. Yıllardır süren “kankalık” maskesi, bir anlık sessizlikte eriyip gitmişti.

Yavaşça elini çekti, derin bir nefes aldı ve gözlerini kaçırdı. “Özür dilerim,” dedi. “İleri gittim.”

Aramızdaki o birkaç saniyelik bakışma, bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını sessizce ilan etmişti. Murat’ın dönüşüne üç gün vardı ve ikimizin zihninde de aynı soru dolanıyordu: Bu sadece gecenin yorgunluğuyla gelen geçici bir yakınlaşma mıydı, yoksa bastırılmış duyguların patlaması mı?

Yağmurun şiddetini artırdığı sonraki günün akşamında, ofisteki gerilim elle tutulur bir hal almıştı. Herkes çıktıktan sonra Tolga masasında dosyaları topluyor, bakışlarını ısrarla benden kaçırıyordu. Dün gece yaşanan o belirsiz an, ikimizin arasında görünmez ama devasa bir duvar örmüştü.

Sessizliği daha fazla taşıyamayacağımı anlayınca, toplantı odasının kapısını kapatıp doğrudan karşısına geçtim.

“Dünden beri kaçıyorsun,” dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. “Halkalı klasörlere benden daha çok bakıyorsun.”

Tolga elindeki dosyayı sertçe masaya bıraktı. Derin bir nefes alıp sandalyesine yaslandı, ellerini şakaklarına götürdü. Gözlerindeki karmaşa ve suçluluk duygusu ilk kez bu kadar netti.

“Kaçmıyorum,” dedi kısık bir sesle. “Sadece… Dün gece yaşananları zihnimde bir yere oturtmaya çalışıyorum.”

“Oturmuyor, değil mi?” dedikten sonra masanın kenarına çekip oturdum. “Çünkü sen Murat’ın sadece ortağı değilsin, kardeşisin. Ben de onun eşiyim. Sen benimle yıllardır ‘kanka’ diye dertleşen adamsın. Dün geceki o bakış, o el dokunuşu… Bunlar bir kaza değildi.”

Tolga aniden ayağa kalktı. O odada bir sağa bir sola yürümeye başladı, eli ensesindeydi.

“Kaza olmadığını ben de biliyorum!” diye çıkıştı, sonra sesinin yükseldiğini fark edip hemen fısıltıya döndü. “Kaza değildi çünkü ben yıllardır bu duyguyla savaşmaktan yoruldum. Anlıyor musun? Murat’ın sana olan ilgisizliğini, seni sürekli ikinci plana atışını izlemekten, sanki hiçbir şey yokmuş gibi seninle gülücükler saçarak konuşmaktan yoruldum!”

Sözleri odada yankılandı. Şaşkınlıkla ona bakakaldım. Bunu yüksek sesle söylemesini beklemiyordum.

“Tolga, sen ne dediğinin farkında mısın?” dedim, ayağa kalkarak. “Bu çok büyük bir dürüstlük ama aynı zamanda çok büyük bir felaket. Murat Londra’dan yarın dönüyor. Biz burada neyin hesabını yapıyoruz?”

“Murat yarın dönüyor ama senin hayatın değişmeyecek,” dedi Tolga, adım adım yaklaşarak. Bu sefer kaçmıyordu, doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. “Seni anlamayan bir adamla aynı evi paylaşmaya devam edeceksin. Ben de dışarıdan ‘iyi arkadaş’ rolü oynamaya devam edeceğim. Dün gece olan şey bir anlık boşluk değildi; benim yıllardır bastırdığım, senin de içten içe hissettiğin o yalnızlığın patlamasıydı.”

“Ben yalnız olabilirim Tolga,” dedim geri adım atmadan. “Ama bu, Murat’ın sırtına bıçak saplayacağım anlamına gelmez. Hele ki onun en yakın dostuyla… Sen onun ortağısın. Bu şirket, bu dostluk, bu evlilik… Bir anlık duyguya hepsini yakacak mısın?”

“Zaten yanıyor,” dedi sesi hafifçe k k kırılarak. “Dün gece o elini tuttuğum an, benim için geri dönüş çizgisi aşıldı. Şimdi sana soruyorum: Yarın Murat havalimanına indiğinde, onun yüzüne hiçbir şey olmamış gibi bakabilecek misin? ‘Her şey yolunda kanka’ diyebilecek misin?”

Cevap veremedim. Boğazım kurumuştu. Haklı olduğu kısım tam olarak buydu; hiçbir şey olmamış gibi davranmak artık imkansızdı.

Tolga ceketini aldı, kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacakken durdu ve arkasını dönmeden ekledi:

“İstersen her şeyi unutmuş gibi yapalım. Ya da yarın Murat gelmeden önce bu şirketteki ortaklığımı bitirme kararımı açıklayayım. Seçim senin.”

Kapı kapandığında, boş toplantı odasında kendi kalbimin atışlarıyla baş başa kaldım.

Tolga’nın arkasından kapanan kapının sesi, sessiz toplantı odasında yankılanmaya devam ediyordu.

Masanın üzerindeki mimari paftalara, Murat’la birlikte kurduğumuz bu büronun duvarlarına baktım. Yıllardır süren düzen, “güvenli” ama bir o kadar da soğuk evliliğim… Yalnızlığım birdenbire o kadar somutlaşmıştı ki, artık onu halı altına süpürmek imkansızdı.

Tolga’nın söyledikleri zihnimde dönüp duruyordu: “Dün gece olan şey bir anlık boşluk değildi…”

Haklıydı. Murat Londra’ya gittiği için değil, çok daha öncesinde, beni kendi hayatında bir süs eşyası gibi görmeye başladığı gün bitmişti bu evlilik. Tolga ise bana yeniden görüldüğümü, arzulandığımı hissettirmişti. Bir koca değil, bir kadın olduğumu hatırlatmıştı.

Telefonumu çıkardım. Ekran ışığı yüzümü aydınlatırken parmaklarım Tolga’nın adına gitti. Kalbim boğazımda atıyordu, ellerim hafifçe titriyordu. Bu mesajı attığım an, geriye dönüşü olmayan o büyük adımı atmış olacaktım.

Yazdım:

“Aşağıdayım. Şirketin otoparkında. Kaçma, konuşacağız.”

Beş dakika sonra otoparkın loş ışıkları altında Tolga’nın arabasının yanındaydım. Arabanın kapısını açıp yan koltuğa oturduğumda, Tolga şaşkınlıkla bana baktı.

“Dışarıda konuşamayız,” dedim, sesimdeki kararlılık beni bile şaşırttı. “Ve hayır, yarın ortaklığını bitirmene izin vermeyeceğim.”

Tolga kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsun? Yarın Murat geliyor. Yüzüne bakıp yalan mı söyleyeceğiz?”

“Yalan söylemeyeceğiz,” dedim. Ona doğru yaklaştım. Aramızdaki tüm o ‘kankalık’ maskelerini, toplum baskısını ve vicdan azabını bir kenara ittim. “Ben bu evlilikte uzun zamandır yokum Tolga. Sadece bunu itiraf edecek cesaretim yoktu. Sen bana o cesareti verdin.”

Tolga nefesini tuttu. Bakışları gözlerimden dudaklarıma kaydı. “Seni kaybetmeyi göze alarak söyledim o lafları…”

“Biliyorum,” dedim ve elini tutup kendi kalbimin üzerine koydum. “Bu yüzden buradayım. Murat dönüyor olabilir ama ben artık onun bıraktığı kadın değilim. Neyin pahasına olursa olsun… ben bu ateşe düşmek istiyorum.”

Tolga bir an duraksadı, ardından zihnindeki tüm tereddütler silinmiş gibi beni kendine doğru çekti. Otoparkın karanlığında, yağmur seslerinin arasında başlayan o ilk gerçek öpücük; hem bir vedanın hem de geri dönüşü olmayan yasak bir başlangıcın ilanıydı.

Yarın havalimanında Murat’ı karşılayacaktık. Ama artık hiçbir şey, hiçbirimiz için eskisi gibi olmayacaktı.

Arabanın buğulanan camlarına vuran yağmur damlaları, dış dünyayla aramızdaki tek sınırdı. Tolga’nın elleri saçlarımın arasındayken, yıllardır üzerimde taşıdığım o “uyumlu, sadık eş” kimliğinin üzerimden kayıp gittiğini hissediyordum. Artık adım sadece Bahar’dı; arzulanan, riski göze alan ve kendi tutkusunun peşinden giden bir kadın.

O gece otoparkta yaşananlar, vicdanın ve mantığın tamamen sustuğu, sınırların aşıldığı anlardı. Tolga’nın dudakları boynuma dokunduğunda, Murat’a verdiğim tüm sözler ve o büyük vicdan azabı yağmur sularına karışıp akıp gitti.

“Bahar…” dedi Tolga, nefes nefese geri çekilip gözlerimin içine bakarken. Sesi titriyordu. “Bunun bir geri dönüşü yok, farkındasın değil mi? Bu artık sadece bir bakışma ya da tehlikeli bir oyun değil.”

Gülümsedim. Dudaklarımdaki ruj dağılmış, saçlarım dağılmıştı ama uzun zamandır ilk kez kendimi bu kadar canlı hissediyordum.

“Geri dönmek isteyen kim?” dedim, elini tutup dudaklarıma götürerek. “Mercimek fırına verildi bir kere Tolga. Bundan sonra ne olacaksa, yanacaksa da birlikte yanacağız.”

Tolga derin bir nefes alıp başını direksiyona yasladı. Hem büyük bir rahatlama hem de üzerimize çöken o devasa tehlikenin farkındalığıyla gülümsedi.

“Yarın sabah 10.00,” dedi Tolga, sesindeki kararlılık yeniden geri gelirken. “Murat’ın uçağı iniyor. Havalimanına birlikte gideceğiz. Yüzümüzde en ufak bir renk değişimi bile olmayacak. Sen onun heyecanlı eşi olacaksın, ben de sadık ortağı.”

“Peki ya sonra?” diye sordum. “Her akşam eve gittiğinde, Murat’ın yanında olduğumu bildiğinde ne yapacaksın?”

Tolga elimi daha sıkı sıktı, gözlerinde tehlikeli bir pırıltı vardı:

“Sonrasını bana bırak Bahar. Murat bu şirkette de, senin hayatında da ne kadar fazlalık olduğunu kendi gözleriyle görecek. Ama şimdilik… bu sır bizim sığınağımız.”

Aynadan dağılmış makyajımı düzelttim, çantamı aldım. Arabanın kapısını açıp dışarı çıkmadan önce Tolga’ya son bir kez baktım. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Yarın havalimanında Murat’ı karşılayacak olan Bahar, giden Bahar değildi.

Yorumlar (0)
Yorum ekle